DOLAR 16,7832
EURO 17,4971
ALTIN 974,661
BIST 2443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa °C

Baha Tevfik

09.11.2020
A+
A-

 

Sosyopolitik, sosyoekonomik ve sosyokültürel sömürgeciliğin katalizörlerinden biri, hatta sözü edilen yönlerdeki sömürgeciliğin varlık sebebi olan Avrupamerkezcilik, sanıldığı gibi, bu topraklarda, on sekizinci yüzyılın sonlarında ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında etkisini hissettiren İslamcılık, Osmanlıcılık, Ademimerkeziyetçilik, Türkçülük gibi düşünce hareketlerini değil, Batıcılık anlayışını savunanlar tarafından da çuvaldız sağanağına tutulmuştur. Kaldı ki Batıcılık dışındaki hareketlerin yayılması için uğraş verenler, Avrupa’nın sadece muhafazakâr değil, mutaassıp kalemlerinden etkilendiklerini; Fransız İhtilali’nin zeminini hazırlayan; Rousseau, Voltaire,  Montesquieu, Diderot yanında özellikle Gustav Le Bon’un cümlelerini alıntılayarak gözler önüne sermişlerdir.

Sözü edilen isimlerin kitapları ve özellikle Le Bon’un Kitleleler Psikolojisi adı verilerek Türkçeye kazandırılan eseri, imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecini hızlandıran isimlerin kitaplıklarının başköşesindeki yerini alırken, yine aynı dönemde bir isim, Ludwig Büchner ve onun ete kemiğe büründürdüğü materyalizmden söz ettiğinde deyim yerindeyse kızılca kıyamet kopmuştur. Çünkü Şerif Mardin’in tabiriyle Aşırıbatılılaşma sürecini yaşayan ve zamanla aşırısını törpüleyerek Batılılaşmayı elinde sımsıkı tutan imparatorluğun ve genç ulus-devletin, yine Mardin’in tabiriyle memur-aydını, Batı’ya materyalist olmak değil, kendi muhafazakârlığını Batı muhafazakârlığıyla hallihamur eylemek için açılmıştır. 

Bu isim, Batıcı olarak kabul edilen diğer isimlerden, refleksif hareket etme tuzağına düşmemesiyle ayrılan Baha Tevfik’tir ve Büchner’den ve dolayısıyla materyalizmden söz ederken amacı, memur-aydınların sandıkları gibi,  sadece Osmanlı toprağında farklı bir sayfa açmak değil, aynı zamanda, memur-aydınların kendileriyle yüzleşmelerini sağlamaktır. 

Memur-aydınların, dünyaya gözlerini açtıkları toprakları, bu özelliklerinden azade olamadıkları için zevahiri kurtararak tanımalarından ve Batı’ya açılırken de tavır değiştirmemelerinden rahatsız olan Baha Tevfik’in etkilendiği Büchner de materyalizmi gündeme getirdiğinde karşısında düğme ilikleyen bir topluluğu bulmamıştır. Osmanlı toprağındaki sözcüsünü bu özelliğiyle de etkileyen Büchner, Kant’ın Aydınlanma düşüncesini tanımlarken bu düşünceyi sorgulaması, Baudelaire’in, adını verdiği modernizmi iğneli fıçıya oturtması gibi, materyalizmi, maddenin ve maddeciliğin baş tacı edilmesine veryansın etmek için gündeme getirmiştir. 

Büchner’e göre, maddeyi hayatın merkezine yerleştirmek, bu fiille iştigal edeni, edilginleşmekten, yığın ve kütle üyesi olmaktan kurturamaz. Kendisini, edilgin değil, etken ve etkin, yığın değil grup, kütle değil kitle oluşturan güç olarak konumlandırmak isteyenin maddeyi, onunla canciğer kuzu sarması olmadan tanıması ve ardından hesaplaşması gerekmektedir. 

Büchner’in perspektifini, memur-aydınların izini takip etmediği için birebir aktarmadan, Le Bon’un düşüncelerini yere göğe koyamayanların karşısına çıkaran Baha Tevfik, Le Bon’un argümantasyonundan olabildiğince uzakta durmuştur. Zira Le Bon ona göre, kitlelerin psikolojisinden söz ederken aslında, kütle oluşun, yığınlaşmanın ve edilginliğin önünü açmıştır. 

Baha Tevfik’i huzursuz eden sadece kitle değil, aynı zamanda psikoloji kavramıdır. Onun için psikoloji, kitleselleşmenin önünü tıkamakta, hesaplaşma ve sorgulama alanını daraltmaktadır. Buradan hareketle Baha Tevfik’in psikolojidense, ondan daha işlevsel bir noktada duran psikanalizle akrabalık tesis ettiğini vurgulamak mümkündür. 

Büchner dışında, felsefe tarihini put kırarak kaleme alan Albert Fouillee ve biyoloji ve fiziği halleştiren Ernst Haeckel’in fikriyatını tanıyan Baha Tevfik, Odette Laguerre tarafından kaleme alınan Feminizm’i Osmanlı Türkçesine kazandırması, ikinci kızılca kıyametin kopmasına neden olmuştur.

Bu kitabı sadece feminist teoriyi Osmanlı toprağında kitleselleştirmek için değil, aynı zamanda, Fouille’nin biyolojiyi, cinsiyetçilik ve ırkçılık üzerinden açıklamasıyla cebelleşmek ve toplumsal cinsiyeti feminizmle bir arada ele almak için tercüme eden Baha Tevfik, Peyami Safa ve Haldun Taner’den önce Nietzsche’nin nihilizmiyle de meşgul olmuş bir isimdir.

Nihilizmle iştigal eylerken de mavi boncuk bonkörlüğüne kalkışmayan, Ömer Seyfeddin başta olmak üzere birçok edebiyatçının düşüncelerinin dallanıp budaklanmasında ve olgun meyvelerini vermesinde katkısı olan, sadece teori için değil, aynı zamanda kurgu için de dirsek çürüten Baha Tevfik’in, sözümona Kaybedenler Kulübü’nde bir araya gelen, son model ve son sürat merkantillistler olduklarını hasıraltı eden güruhça sadece anarşizmle özdeşleştirilmesinin beyhude bir gayret olduğu unutulmamalıdır. Zira o, izmlere, onları önce tanımak, ardından sorgulamak için yaklaşmış, tanımadan sorgulamanın, bellekteki putları çoğaltacağına inanmış ve bu inançla cümlelerini çoğaltmış bir farklı sayfa açıcısı ve hakiki, samimi bir put kırıcıdır. 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sikiş porno sex porno seyret porno porno izle hack forum