DOLAR 16,7832
EURO 17,4971
ALTIN 974,661
BIST 2443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa °C

Haldun Taner

01.11.2020
A+
A-

 

Edebiyat tarihçileri ve suyu tersine akıtan birkaç isim dışında, edebiyat tarihçilerinin söylediklerini, sorgusuz sualsiz tekrar eden edebiyat eleştirmenlerine göre, söz, mizahtan Türkiye’de açıldığında akla gelebilecek isimlerden birisi Haldun Taner’dir.  Oysa sadece tiyatro oyunları ve hikâyeleri değil, düzyazı ile nesir arasındaki nüansa mim koyma derdindeki metinleri de yüzeyde tur atılarak değil, derine inilerek okunduğunda, eserlerinde mizahın değil, son yıllarda Türkiye’de ve Türkiye dışında cılkı çıkarılan absürd komedinin etkili hatta hâkim olduğu net bir şekilde görülebilecektir.

Taner’in çalışmalarına mizah etiketi vurulamaz zira onlarda mizahın belirlediği düz çizgi hem altüst hem de tersyüz edilir. Başı, sonu belli, statik metinlerle okuma pratiğini kazanan okur sıklıkla sürprizlerle karşılaşır.

Adını yaşatmak için 2015 yılında 25. kez verilen, ad yaşatan ve yaşatmayan her ödülde olduğu gibi ayağa düşürülen ödüldeki öykü vurgusu, adını güya yaşatmayı amaçlamaktadır zira Taner, absürd komediyi, kısa kurgusal metinlerinde hem inşa etme, hem de bu metinlere ritmi rölantiye almadan yedirme gücünü gelenekten almıştır. Hikâye de gelenekle özdeşleştirileceği için, sırf, modern hayatın hayhuyundan bahsetmesinden hareket edilerek Taner’in öykü kaleme aldığını iddia etmek ve Haldun Tanerler yetiştirmek için öykü ödülü vermeye devam etmek abesle iştigal etmekten farksızdır. Kaldı ki, Taner, eserlerini, fotokopileri çoğalsın diye değil, kuru gürültüye pabuç bırakmayan çok sesliliğin var olması temennisiyle gün yüzüne çıkarmıştır. Teatral diskurunu, artık Aydınlık sayfalarında çeken Ferhan Şensoy başta olmak üzere birçok öğrencisinin bu bağlamda, öğretmenlerinin cümlelerini kulaklarına küpe olarak takmadıklarını görmek için, gözleri velfecri okuyan sultanın kapısını aşındırmanın âlemi yoktur. Ayrıca, Taner’in modern yaşantının sırtını sıvazlamak değil, kuluncunu çatırdatmak gibi bir dertle yanıp tutuşan bir imza olduğunu ifade etmenin onun hakkının hakikaten teslim edileceği anlamına geleceği unutulmamalıdır.

Yukarıda sıralanan türler dışında Yeşilçam için senaryolar da kaleme alan Taner’in bugüne kadar iki eseri uyarlama meraklılarının dikkatini çekmiştir.

Taner’in ilk olarak, Tuş adını verdiği hikâyesi, Bir Aşk Hikâyesi adıyla Beyaz Perde’de ağırlanmıştır.

Bir mebusun oğlunun, arkasında çok efendi olmayan bir kızı, evlenme vaadiyle kandırmasını  ve ona zorla sahip olduktan sonra ortada bırakmasını, kızın bir başına kalmamasını, ikâmet ettiği mahalle halkından destek almasını, mebusun oğlunun mahkemeye çıkarılması için çaba harcanmasını ve olay anında başka bir yerde olduğunun, devreye giren babası tarafından iddia edilmesini, izzetinefsine halel gelen kızın mahalleden kaçmasını ve randevu evine düşmesini anlatan eserin senaryosu da Taner tarafından kaleme alınmıştır.

Muhsin Ertuğrul’un tiyatro oyuncularına sinemada da yer verme geleneğini nihayete erdirmesiyle de bilinen sinema yönetmeni Faruk Kenç’in kuzeni olan, Avrupa’nın sinema tekniğini, yönettiği, neredeyse her sinema filminde kullanan Şadan Kamil’in kamera arkasına hem yönetmen hem de görüntü yönetmeni olarak geçtiği, Yeşilçam’a sadece yapımcı olarak adını yazdıran Nazif Duru’nun finanse ettiği uyarlama, hangi figüre hayat verirse versin, o figüre önce tevazu aşılayan oyunculardan biri olan Münir Özkul; 1963’ten sonra esamisi okunmayan, kabiliyetinin Yeşilçamcılar tarafından değerlendirilmesi bu satırları öylesine okumayanlarca doğal karşılanacak olan Mualla Kaynak ve yeğeni Haldun Ergüvenç gibi hem seslendirme sanatçısı, hem de oyuncu olarak Yeşilçam için boğazını kuruttuğu halde, boğazını kurutan diğer isimlerde olduğu gibi, bu alanın tarihsel süreci üzerine inciler dizenlerce ancak işe yaradığında hatırlanan Kemal Ergüvenç kamera önünde bir araya  getirilmişlerdir.

Absürd komedinin var olma vesilelerinden birinin dram olduğunun bilinciyle kaleme alınan, sadece Türkiye’de değil, dünyanın, erkek egemen anlayışın derinine inmeyen sorgulamalara girişilmediği her yerinde gerçekleşebilecek bir olayı hikâye eden,  feminizmi hem kadının insan haklarını elde etmesi, hem de erkek egemen söylemin ekmeğine yağ sürmemesi  bağlamında ele alacakların es geçmemesi gereken Tuş’tan sonra, Taner’le özdeşleşen Keşanlı Ali Destanı isimli tiyatro oyunu, bir kez sinemaya uyarlanmış, 1988’de TRT-1, 2015’te de Kanal D’de yerini, televizyon dizisi formatında almıştır.

Esere adını veren Ali, Sineklidağ’da ikâmet eden bir gençtir. Zilha isminde bir kıza tutulmuştur. Bir gün Zilha’nın amcası öldürülür ve suç Ali’nin üzerine atılır. Zilha’nın amcası da mahallenin belalılarından biridir. Herkesten haraç toplar ve kimse tarafından sevilmez. Ali, bir türlü suçsuzluğunu ispat edemez ve demir parmaklıklar ardına konulur.

Tevkif süresi nihayete eren Ali’ye muhteşem bir karşılama töreni hazırlanır. Herkes ona sevgi gösterir. Ali mahallesine gelir gelmez, mahallenin muhtarlığına adaylığını koyar ve kazanır. Mahallelinin belini büken haracı kaldırır, birçok sorunu ışıkla yarışarak çözer.

Zilha, amcasını öldürdüğünü sandığı Ali’ye yüz vermez. Ali, kıskançlığından neredeyse çatlayacaktır. Bu arada, Ali’yi sevmeyen kişiler yavaş yavaş ortaya çıkar ve kuyusunu kazarlar. Bülent Bey adıyla anılan zengin birisi mahalleye gelir. Zilha’yı görünce çok şaşırır. Çünkü Zilha’yı eski eşi Nevvare’ye benzetir. Nevvare, kızını ve Bülent Bey’i terk edip, başkasına kaçmıştır. Kızı da Zilha’ya soğuk davranmayınca, Bülent Bey Zilha’yı evinde çalışması için ikna eder ve evine götürür.

Ali bunu duyunca çok sinirlenir ve Zilha’yı Bülent Bey’in evinden almaya gider. Bu arada,  Bülent Bey’in eski eşi Nevvare, evini çok özlemiş ve evine dönmüştür. Ali, kapıyı çaldığında, kapıya Nevvare çıkar ve yanlışlıkla Nevvare’yi kaçırır. Sonunda onun Zilha olmadığını anlar fakat iş işten geçmiştir. Bu gelişmeler yaşanırken Zilha’nın amcasının gerçek katili ortaya çıkmıştır. İsmi Cafer’dir. Cafer’i bu kez Ali’ye yeğleyen mahalleli, Ali’ye karşı onu doldurur. Durumu geç de olsa anlayan Zilha, Ali’nin yanına döner ve barışırlar. Beraber mutlu bir hayat süreceklerine inanırlar.

Cafer, Ali’yi öldürmekte kararlıdır. Bir gün Ali’nin evinin önüne gelir ve Ali’den evden çıkmasını ister. Ali tam evden çıkarken Cafer, ateş eder ve Ali vurulur. O acıyla Ali, silahı tuttuğu gibi Cafer’i öldürür. Ali bu kez gerçekten katil olur ve tekrar hapishaneye döner.

Eseri sinemaya, filmografisi, diğer yönetmenlerde olduğu gibi, henüz layıkıyla ele alınmayan Atıf Yılmaz, senaryoyu Taner ile yazarak ve mali desteği, yapımcılığından önce yönetmenliğiyle kabul gören Memduh Ün’den alarak uyarlamıştır.

Görüntü yönetmenliğini, oğlu Hakan Gürtop’u bu yolda pişiren Çetin Gürtop’un üstlendiği, müziklerine, otantik ile modern kurguyu estetize ederek harmanlayan Yalçın Tura’nın imza attığı uyarlamada Keşanlı Ali’yi, oyunculuğu, şairliğinden ve sinema tarihçiliğinden önce gelen Fikret Hakan, Zilha’yı, eril müfredata hizmet eden oyunculuğa kadın oyuncu olarak destek veren Fatma Girik, Cafer’i, negatifliği sistemli bir şekilde ilerleyen figürleri ete kemiğe büründüren Hayati Hamzaoğlu  canlandırmışlardır.

İkinci uyarlamayı,  Ankara Sanat Tiyatrosu’nun rahle-i tedrisinden geçen oyunculardan Genco Erkal yönetmiş, belgesel yönetmenliğinden daha fazla söz edilen Güneş Karabuda Erkal’a görüntü yönetmeni olarak eşlik etmiştir.

Tura’nın müziklerinin kullanıldığı bu uyarlamada ise; Keşanlı Ali’ye, sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde görülse de tiyatroyu ve mütevazı yaşantıyı terk etmeyen Engin Cezzar, Zilha’ya, gündelik sığlığa düşüşüyle değil, oyunculuğuyla belleklerde yer eden Gülriz Sururi, Cafer’e ise, oyunculuğu, şairliğinden ve özellikle çevirmenliğinden sonra gelen Ülkü Tamer hayat vermişlerdir.

Üçüncüsünü, işinin ehli isimlere başrol verince ve kamera arkasını kalburüstü isimlere teslim edince çalışmalarının baş tacı edileceğine inanan, hayal âleminden terk-i diyar eylemeyen eylemek gibi bir derdi de olmayan Çağan Irmak, tiyatro oyunu yazarı Özen Yula ve sadece bu yapımda adına tesadüf edilen Zeynep Özlem Havuzlu’nun yazdıkları senaryodan hareketle çekmiştir.

Yapımcılığını Emel Sakarya Aksoy ile Selim Eltaş’ın üstlendikleri, görüntü yönetmeni olarak, iş başına geçtiği vasatın sadece üstündeki değil altındaki yapımların da izlenmesine vesile olan Selahattin Sancaklı’nın çalıştığı, Yalçın Tura’nın müziğinin yanında, popülist müzik grubu Aria’nın notalarından istifade edildiği yapımda Keşanlı Ali’yi, muhalif yazar olarak da servis edilen Nejat İşler, Zilha’yı popülist yapımların aranan ismi Belçim Bilgin, Cafer’i de, tiyatrodan aldıklarını televizyon dizilerinde ve sinema filmlerinde bozuk  para gibi harcamayan Turgut Tunçalp oynamışlardır.

Gecekondu sorununu, absürd komediyle epik tiyatroyu harmanlayarak gündeme getiren, kahramanlık söylemini sorgulamasıyla, Kemal Tahir’in, sinemaya sorunlu bir şekilde uyarlanan Rahmet Yolları Kesti adını verdiği romanıyla bir paydada buluşturulabilecek olan Keşanlı Ali Destanı’nın üçüncü uyarlaması, senaryoyu kaleme alan isimlerden birinin tiyatro oyunu yazarı olmasına, Taner’in replikleri genelde değiştirilmemesine rağmen, Irmak, Taner’in derdini anlamadığı için sorun yaşamaktan  kurtulamamıştır.

Taner eserinde absürd komedi ile epik tiyatroyu harmanlayarak gecekondulaşma başta olmak üzere birçok sorunun derinine inerken, Irmak, sorunun derinine inmeyi değil, komedi ile melodramatik kurgunun sarmaş dolaş olduğu yönetmenlik mantığıyla izlenme oranını artırmayı amaçlamıştır.

Irmak’ın oyuncu seçimi de Tunçalp dışında sorunludur. İşler, Keşanlı Ali’yi, vara yoğa arıza çıkaran bir mahalle kabadayısı, Bilgin ise Zilha’yı, tribal enfeksiyon koleksiyoncusu olarak tanıdıkları için, Tunçalp, baştan kokan balığın çöp kutusundaki yerini almasına engel olamamıştır.

Bu sorunlu uyarlama aynı zamanda Taner gibi, sadece statiğe beklenmedik bir anda dinamiklik kazandırmayan, dinamizme dinamizm katan bir yazardan bir eser uyarlandığında, görüntü yönetmenine, müziğe, hem kabiliyetine hem de gayretine şapka çıkarılan bir ya da birkaç oyuncuya güvenilerek kamera arkasına geçilemeyeceğini kavratması bağlamında önemli bir yerde durmaktadır.

Üzerinde dirsek çürüttüğü konular, birçok kez, sinema filmlerinde, televizyon dizilerinde sıklıkla ele alınsa da izleyici bu çalışmalardan, Haldun Taner’in kaleminden aldığı lezzeti alamamış, bu çalışmalara odaklanarak heyecana kapılamamıştır çünkü o, yazı masasının karşısına, heyecanını ve hazzını tozlu rafa kaldırmadan, manipülasyonu aklının kıyısından bile geçirmeden oturmuştur.

Eserlerinin hakkını sinemaya ya da televizyona uyarlayarak hakikaten vermek isteyeceklerin de heyecanlarına gem vurmamaları, hazlarını hazcılığa teslim etmemeleri, manipülasyonun ipiyle kuyuya inmemeleri gerekmektedir. Aksi halde paylarına absürd komedi değil, uyarlama takip eden sıradan çoğunluğun izlerken renkten renge terfi edeceği her tarafı sulu komedi düşecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
15 Kasım 2020
27 Eylül 2020
12 Kasım 2020
4 Kasım 2020
20 Kasım 2020
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sikiş porno sex porno seyret porno porno izle hack forum