DOLAR 16,6981
EURO 17,5062
ALTIN 970,307
BIST 2405,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa °C

KOZAHAN YOLU

16.03.2021
A+
A-

Osman, devlet memuru  bir babanın tek oğlu, yaz tatillerini dedesinin yanında Bursa’nın güzel bir dağ köyünde geçirip, okul zamanı babasının görev yerine giden bir çocuk.

Her çocuk gibi mutlu olmak için sebep aramadı, ne bulduysa sofrada o yeterdi Osman’a… Dedesinin  sabahları yoğurt ve zeytin ile kahvaltı etmesi, ahırda ki  buzağının titrek ayakları üstünde tepinmesi, tarlada kovaladığı kuşlar, amcaoğlu ile yaptığı kavgalar, derede arkadaşları ile yakaladığı balıklar, huzur içinde uyandığı sabahlar, yeterdi Osman’… Ama en çok dedesinin bir çikolata kutusunda köye getirdiği tırtıl yavruları mutlu ederdi Osman’ı… Üç ay boyunca dut yaprağı, ardıç dalı ve süpürge çalısının üstünde denizde dalga nasıl büyürse öyle büyüyen tırtıllar ile büyürdü Osman, dedesinin 2 katlı, 8 odalı, ahşap merdivenli kerpiç evinde. O ev, hele bayram günleri otuz kırk kişiye  çatı olurdu, tıpkı gözle görülmeyecek kadar ufak tırtılların, yavaş yavaş dut ağacı yapraklarında büyüdüğü gibi. Vakti geldiğinde her ipek böceği,  hayat evresini 8 odalı dede evinde tamamlamış, her çocuk, her amca, her hala gibi yolculuğuna uğurlanacaktı. Düğüne gider gibidir ipek böceği kozasının toplanması, Osman en nazik dokunuşları ile alırdı ardıç ağacı dalları arasından bembeyaz kozaları, bembeyaz Kozalar gelin evinden, düğün evine davul zurna eşliğinde gider gibi çıkardı dede evinden… En son halası o yaz gelin gitmişti mutluluk, gözyaşı, hayır duaları eşliğinde beyaz gelinliği ile… Bundan mıdır nedir her ipek böceği Osman’a baba evinden düğüne giden gelinleri hatırlatırdı.

Osman’ın yaşı küçük olduğundan toplanıp çuvallara konmuş ipek böceği kozasının, atlara yüklenip çıktığı yolculuğa katılması mümkün olmamıştı o yaza kadar… Kozaları toplayıp çuvala koydukları akşam, dedesi Osman’ı yanına çağırdı, erkenden yatıp üç dört saat uyumasını, gece karanlığında yola çıkacaklarını, Bursa’ya ipek böceği pazarına gideceklerini söyledi. Ne uyku kaldı Osman’a, ne bir sözcük söylenecek… Heyecan, mutluluk 3 ay yaşadığı her anı gün gün beslenmeleri ve büyümeleri için bahçeden kesip bazı at sırtında bazı yayan taşıdığı dut yaprakları, her anını izlediği bembeyaz böceklerin büyümeleri sona erince, kendi etrafında kozalarını yapması, her kozanın itinayla yapıştığı daldan kopartılması ve nihayetinde pazara giden yolculuğa sonunda en sonunda Osman’ nın da katılacak olması uçurmuştu sanki küçücük çocuğu koca dumanlı dağların başına… Susmuştu Osman mutluğu sona erecekmiş gibi geldiğinden midir bilinmez ama sevinç çığlığını bile içinden atmıştı. Koşarak anne baba ve kardeşleri ile kaldığı üst katta bulunan odaya çıkıp kendini yerde serili yatağına bıraktı, rüyasını bitmesini istemeyen âşıklar gibi sarıldı yastığına ve dört dedi, dört saate atların sırtında Bursa’ya gideceğim dedemle… Uyudu uyumadı seslendi annesi, Haydi Osman giyin bakalım, çıkıyorsun yola… Osman zaten hiç çıkarmamıştı kıyafetlerini, giydi üstüne yazlık montunu gene koşarak indi alt kata. Bütün Koza çuvalları üç ata yüklenmişti, atların sırtında  birer devasa ipek böceği kozası sarılmıştı sanki ama rengi kahverengi… Bilirsiniz hani o eski keten köy çuvallarını, o çuvallar işte siyah gökyüzü örtüsü altına kocaman bir döşek olmuştu Osman ‘a. Osman en arkada ki atın tepesine, keten çuvallarının üstüne yatırılmış, dedesinin atına bağlanan iple yola çıkmıştı. Uyudu, uyumadı hatırlamıyor Osman, siyah gökyüzü örtüsünün parlak şarkıcı ışıklarını ve dedesinin sakallarına benzettiği dolunay huzuruyla beş saate Bursa’ya vardılar. Bu gün hepimizin Ulucami, Kapalı Çarşı, Heykel ziyaretlerinde bir mola çayı içtiğimiz Kozahan ‘a girdiler. Hanın girişte sağ tarafta kalan çınar ağacı altına Koza çuvallarını indirdi dedesi diğer Koza üreticileri ile. ‘Sen’ dedi dedesi, bekle biraz ben atları ahıra götürüp geleceğim, simit mi tahanlı mı istersin diye sormayı da unutmadı. Tahanlı dedi Osman dün geceden beri sakladığı mutluğunun heyecanıyla, sonra bekledi dedesini, gelip geçen kozaları inceleyen tüccarları seyretti. Diğer üretici amcalar gibi ayakta, çuvalları kontrol altına aldı, bembeyaz kozaların en irilerini, diğer satıcılar gibi en öne dizdi. Bekledi dedesini Osman, gelen olursa diye fiyat bile söylemişti dedesi ona, müşterilere okkası 10 milyon dersin dedi. Okka derdi dedesi kilo demezdi… Gecikti dedesi, korkmaya başladı Osman, yan tarafta duran bi amca yaklaştı Osman ‘a Deden sabah namazına gitmiştir gelir birazdan dedi. Kaça kilosu diye başka bir yönden geldi ses. Osman titreyen sesini biraz daha kalınlaştırarak – diğer amcalar gibi- 10 milyon amca dedi. İpek kozaları gerçekten çok kaliteliydi, tüccar beğendi, diğer çuvalları yokladı, karıştırdı “kelebek yapmadı değil mi” diye sordu Osman’a. Şaşırdı Osman ‘ yoo tırtıllar yaptı bunları’ dedi, bilmiyor mu kocaman amca diye içinden geçirdi. Kalın bıyığı, kocaman elleri olan tüccar gülümsedi, biliyorum tabi tırtıllar yaptı kozaları ama hiç içinden kelebek çıktı mı, kelebek çıktıysa kalitesi düşer ipeğin, bileyim ona göre alayım dedi tüccar. Osman ipek böceğinin kozasını yaptığında içinde kelebeğe dönüştüğünü nerden bilsin ki, hep Koza halini satmıştı dedesi ve kimse söylememişti içinden kelebek çıkacağını… Tüccar anlatmaya devam etti ” Bu Kozalar kaynar suya atılır, ipek tel tel ayrılır, sonra dünyanın en değerli ipi, ipek sarılır, tam vaktinde ipeğe dönüşmesi gerek kozanın… Diye uzun uzun anlatıyordu Osman’a… Osman akan bir nehire düşmüş kocaman ağaç kütüğü nasıl durdurursa suyun akışını, öyle durdu ‘kaynar suya atarız’ lafını anlamaya çalışıyordu. Kelebek, tırtıl yani içinde ki ne oluyor diye sordu tüccara, bi an duraksayan adam önce cevap vermedi, hiç diye kaçmak istediği Osman’ın soran bakışını yeniden çuvallara çevirdi, tamam alıyorum hepsini dedi… Osman gene sordu; Ne oluyor kelebeğe! Gelinlik zannettiği şimdi dönüşüyordu beyaz kefene… O anda dedesi geldi, tüccarla konuştuktan sonra taşımaya başladı çuvalları, iri bir taşın üstüne oturan Osman dedesine, tüccara giden kahverengi Koza çuvallarına bakıyordu, dün geceden kalan mutluluğu hüzne akıyordu şimdi, çaresiz hissediyordu. Ölmesinler dedi içinden ve dedesi ile tüccar çuvalları taşırken son çuvala attı elini, kimse görmeden üç tane Koza aldı eline, gizlice. Utandı önce yaptığından ama üç tane yetmez kurtarmaya, daha fazla kurtarmalıyım derken tüccarın o koca elleri son çuvalı, pamuk kaldırırcasına kopardı Kozahan’ın kocaman taşlı, çınar ağacı gölgesindeki yuvasından, düğüne gider gibi değil, toprağa gider gibi Koza çuvalı şimdi… Üç tane alabilmiş, avcunun içine saklamış, üç kelebeğin hayatını kurtarmış, gözünden süzülen yaşı silmiş ve dedesinin Aferin benim torununa, büyüdü adam oldu, sattı pazarda kozaları cümlesine, üç tanesini kurtarabildim diye cevap verebilmişti içinden sadece… Dedesi Ulucami’de kıldığı sabah namazından beri uzaktan seyrediyordu zaten torunu Osman ‘ı, büyümüş, artık çocukluktan gençliğe adım atmasını istemiş, seyretmiş ve torunu ile gurur duymuştu. Ama Osman o gün öğrendiği gerçek ile birlikte çocukluğunu gelin evinden uğurladı, gençliğine doğru yola çıktı, toprağa gidercesine, dönüş yolunda avucuna sakladığı üç Koza tanesi ile…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
28 Nisan 2021
3 Mart 2021
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

sikiş porno sex porno seyret porno porno izle hack forum